HAC, İSLAMIN BEŞ ŞARTINDAN BİRİDİR
(12-13-14 EKİM)
Hac ibadeti mal ve bedenle yapılan, meşakkatiyle, sabrıyla cihad
mesabesinde olan faziletli ve durumu yerinde olan kimseler için farz olan bir
ibadettir.
Hac Arafat’ta, belirlenen özel vaktinde vakfe yapmaktan (bir miktar
durmaktan) ve Kâbe-i Muazzama’yı usulü üzere tavaf ederek ziyaret etmekten
ibaret olan farz bir ibadettir. Hac, İslâm’ın şartlarından beşincisi olup mal
ve bedenle yapılan ibadetler kapsamına girer. Hac yapan kimseye “hacı” denir.
Çoğulu “hüccac”dır.
Hac ibadeti hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Belirli şartları
taşıyan müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Haccın farz oluşu
kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. Hac ibadetini inkâr etmek, onu küçümsemek
veya alay etmek kişinin dinden çıkmasına sebep olur. Böyle bir hataya düşen
kimse tövbe etmeli, imanını tazelemeli, bu ibadetin farz olduğuna iman etmeli
ve şartlarını taşıyorsa hacca gitmelidir.
Allah Teâlâ Âl-i İmrân sûresinin 96. ve 97. âyet-i kerimelerinde şöyle
buyurmaktadır: “İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekke’de bulunan, her
şeyi ile mübarek yapılan ve âlemler için hidayet kaynağı olan Kâbe’dir. Orada
apaçık deliller vardır. İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyette
olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkese Allah için Kâbe’yi ziyaret etmek,
Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır (onlara farz kıldığı bir vazifedir).
Kim inkâr ederse bilsin ki, Allah’ın âlemde hiç kimseye ihtiyacı yoktur.”
Peygamber Efendimiz de (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İslâm beş esas
üzere kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan (c.c) başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in
(s.a.v) Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek,
ramazan orucunu tutmak ve Beytullah’ı (Kâbe’yi) haccetmektir.” [1]
Bütün İslâm âlimleri haccın farz olduğunda ittifak etmişlerdir. İmâm-ı Âzam ve Ebû Yusuf’a göre hac fevrîdir,
yani yükümlünün gerekli şartları taşıdığı ilk yılda haccetmesi gerekir. Dinen
geçerli bir mazeret olmadan ertesi seneye geciktirmek günahtır. İmam Muhammed’e
göre ise hac ömrîdir; yani hac ile yükümlü olan kimse bunu ilk yılda yapmak
zorunda değildir, ömrü içinde yapması yeterlidir. Ancak bu kimsenin hac veya
umreyi geciktirmeksizin yapması sünnettir. İmam Muhammed’in görüşü müslümanlara
kolaylık sağlayacağı için daha uygundur.
Bununla birlikte şartlar oluştuktan sonra, önemli bir sebebi yoksa
hemen hacca gitmelidir. Çünkü ölümün ne zaman geleceği ve insanın ne hallere
düşeceği bilinmediği için ihtiyatlı davranmak gerekir. [2]
Kimler hac yapabilir. Hac ibareti kimlere farzdır.
Bir kimseye haccın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:
1. Müslüman olmak.
2. Akıllı olmak.
3. Ergenlik çağına gelmiş bulunmak. Çocuğun yapacağı hac nâfile
sayılır. Bulûğa erince yeniden hac yapması gerekir.
4. Hür olmak. Köle ve câriyeye hac farz değildir.
5. Haccın farz olduğunu bilmek. Bu şart İslâm beldesi olmayan
ülkelerde Müslümanlığı kabul edenler içindir. İslâm ülkelerinde yaşayan
müslümanlar için haccın farz olduğunu bilmemek özür değildir.
6. Gidiş geliş süresi içinde yol masrafıyla aile fertlerinin geçimini
temin etmiş olmak.
7. Hac vazifesini yapabilecek zamana yetişmiş olmak.
Bu şartların tamamını taşımayan bir kimsenin bizzat haccetmesi farz
olmadığı gibi yerine bir başkasını bedel olarak göndermesi, bedel gönderilmesini
vasiyet etmesi de gerekmez. [3]
Hac ibadeti namaz ve oruç kadar önemlidir.
Hz. Adem’den (a.s) beri bütün ümmetlere çeşitli şekillerde farz
kılınan dört ibadet var: Namaz, zekat, oruç ve hac. Bir binanın dört temel
sütunu gibi, inanan insanın hayatını ayakta tutan dört esas bunlar. Rabbimiz,
namazı, zekatı ve orucu farz kıldığı gibi, gücü yeten herkesin hac ibadetini de
yerine getirmesini emrediyor. (Hacc/27) [4]
Hac hem bedende olan sıhhat ve selâmetin hem de mal varlığının bir
şükür görevi olup bunun farz kılınmasında birçok hikmet ve fayda vardır.
1. Gerçek bir hac, müslümanı günahlardan tertemiz eder, ona güzel bir
terbiye sebebi olur, nurlu ve edepli bir hayat kazandırır, ayrıca ebedî saadet
yurdunda cennet bileti olur. Hadis-i şerifte şu müjdeler verilmiştir:
“Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa
annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner.” [5]
“Kabul olunmuş bir hac, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Kabul
edilmiş bir haccın karşılığı ancak cennettir.” [6]
2. Hac ve umreye gidenlerin duası kabul edilir. Onlar, gerideki
müslümanların temsilcileridir; kendileri ve mümin kardeşleri için yaptıkları
dualar geri çevrilmez, muhakkak bir karşılık verilir. Resûlullah Efendimiz
(s.a.v) bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Hacca ve umreye gidenler müslümanları temsilen Allah’ın huzuruna
giden heyetlerdir. Allah’a dua ederlerse kabul eder, günahlarının bağışlanmasını
isterlerse bağışlar.” [7]
3. Hac ile din tamam olur. Beş temel farzın yerine getirilmesi, İslâm
binasının tamamlanması demektir. Hac yapmayan kimse, bu ibadetin fayda ve
faziletlerinden mahrum kalır. Haccın mâna ve sırrı, onu yapmakla anlaşılır,
ondaki tat, içinde iken alınır. Ancak mümin fakir ise mazurdur; o da hac niyeti
ve hasretiyle sevap alabilir.
4. Hac müslümanların birlik ve dirlik sebebidir. Çeşitli ülkelerden
mukaddes topraklara gelen ve renkleri ayrı olan müslümanların tek gaye
etrafında bir araya gelmesi ve hep birlikte Allah’a (c.c) yönelmesi İslâm
kardeşliğini güçlendirmek içindir. Gerçek bir hac, müslümanların birbiriyle
tanışmalarını, birbirinin dert ve sıkıntılarına çare bulmalarını, maddî ve
mânevî fayda görmelerini temin eder.
5. Hac bir ölçü ve aynadır; insanın iman ve akıl seviyesini ölçer,
nefsinin huylarını ortaya çıkarır, sabır seviyesini gösterir ve onu sabra
alıştırır. Hac yolculuğu gerçekten meşakkatli bir yolculuktur. Bu yolda
yorgunluk, güneş, kalabalıkların izdihamı, farklı insanlar, değişik tabiatlar,
türlü davranış biçimleri ve imtihanlar insanı beklemektedir. Bütün bunlar ancak
sabırlı olmakla aşılabilir. İnsanın sabrı da iman ve terbiye seviyesince olur.
İnsan hac ile kendi nefsini tanımış olur, sabrını ve terbiye seviyesini ölçer,
noksanı varsa onların derdine düşer, düşmelidir.
6. İnsan hacda Hz. İbrahim’den beri ibadet edilen Kâbe-i Muazzama’yı
civarındaki mübarek yerleri, İslâmiyet’in cihana yayıldığı mukaddes mekânları
ziyaret etmek ve görmekle heyecan duyar. Dinî duyguları ve mâneviyatı
kuvvetlenir. Kendini Cenâb-ı Hakk’a daha yakın hisseder ve oradaki ibadetlerine
kat kat sevap verilir. [8]
Zilhicce ayının önemi
Haram aylar faziletli olan aylardandır. Onlar dört tanedir: Zilkade,
Zilhicce, Muharrem ve Receb ayları. Yüce Allah, hürmet ve kıymetlerin
büyüklüğünden dolayı bu ayları zulmün yasaklandığı zamanlar olarak tahsis
etmiştir. Aynı şekilde onlarda yapılacak olan ameller, diğer aylarda
yapılanlara göre daha faziletlidir. Bu ayların en faziletlisi, Hac ibadetinin
yapıldığı, ayrıca içinde övülen on günün ve teşrik günlerinin bulunduğu
Zilhicce ayıdır.
Zilhicce ayının en faziletli günleri ilk ve son on günleridir.
Bunlardan sonra Muharrem ayının, ilk on günü gelir. Bugünlerde yapılan ameller,
diğer aylarda yapılan amellere göre, daha faziletli, daha üstündür.
Nakledildiğine göre Rasulullah (s.a.v): “Amellerin Allah katında en
sevimli ve en faziletli olanları, Zilhicce ayının ilk on gününde
yapılanlarıdır. O günlerde, bir gün oruç tutmak, bir sene oruç tutmaya eşit
olur. Bir gecesini ibadetle geçirmek, Kadir gecesini ibadetle geçirmeye denk
olur.” [9]
Buyurdu. Bunun üzerine meclistekiler: “Ya Rasulallah! Allah yolunda cihad,
bundan daha faziletli değil mi? diye soruldu. Şöyle buyurdu: “Hayır, Allah
yolunda cihad da, bundan daha faziletli değildir. Ancak bir kimse canıyla,
malıyla çıkar da onlardan hiçbir şeyiyle geri dönmezse, o müstesna.” [10]
Diğer bir rivayette: “Ancak kim cihada gider ve kanını akıtırsa o, müstesna” [11]
diye buyurdu. [12]
Zilhicce ayının onuncu günü kurban bayramı. Bayram günü ve ondan
önceki dokuz günün fazileti konusunda bütün İslam alimleri aynı kanaattedirler.
Bu günler, güzel amellerin daha düzenli ve daha çok yapılmasının bizzat
Peygamber (s.a.v) tarafından tavsiye edildiği özel ikram günlerindendir.
Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Arefe günü tutulan orucun,
geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına keffaret olacağına Allah’ın
rahmetinden ümidim var.” (Müslim, Tirmizi, İbnu Mace)[13]
Mekke-i Mükerreme fazileti.
Mekke… Harem sınırları dâhilinde dokunulmaz belde. Yüzlerce Nebi'nin
mübarek bedenlerini sinesinde barındıran kudsî şehir. Canlı ve cansız her
varlığı ile hürmete layık. Otunu dahi koparamazsınız. Karıncanın yolunu bile
değiştirmemelisiniz. O beyaz üniforma ihramın içinde siz de hürmete layıksınız.
Saçınızdan, sakalınızdan, vücudunuzdan bir zerre koparamazsınız. Babanızın
katili dahi olsa, kimseye kem söz söyleyemezsiniz. Orası emin belde.[14]
İbn Mes'ud (r.a) şöyle demiştir: 'Mekke hariç, Allah'ın (c.c) hiçbir
beldesinde kul niyetini fiiliyat sahasına dökmedikçe hesaba çekilmez. Ancak
Mekke'de insan, niyetinden ötürü hesaba çekilir'. Sonra şu ayeti delil olarak
getirmiştir:
“Kim Mescid-i Haram'da, haktan meyletmeye niyet ederek zulüm yapmaya
kalkışırsa, ona acıklı bir azap tattırırız.” (Hac/25)
Yani bu azap, sadece kötü niyetinden ve mücerred iradesinden ötürü
kendisine verilir.
Deniliyor ki: 'Mekke-i Mükerreme'de sevabların biri yüz bine bedel
olduğu gibi günahlar da katmerleşir'.
Hz. Peygamber (s.a), Medine'den Mekke'ye geldiği zaman, Kâbe-i
Muazzama'nın karşısında durarak şöyle buyurmuştur:
“Senin, Allah Teâlâ'nın en hayırlı arazisi olduğun ve Allah'ın (c.c) beldelerinin
bence en sevimlisi bulunduğun muhakkaktır. Eğer ben senden çıkartılmış
olmasaydım, kesinlikle kendi arzumla buradan ayrılmazdım. [15]
Hakkına hukukuna riayet ederek Mekke'de ikamet etmek, ikamet etmemekten
nasıl üstün olmasın? Hâlbuki Kâbe-i Muazzama'ya bakmak, ibâdettir ve Mekke'de
yapılan iyilikler birkaç misliyle Allah (c.c) nezdinde kabul olunur.[16]
Mekke’de kötü arzulardan ve boş düşüncelerden sakın. İnsanın bu
beldede niyetlerinden de sorumlu tutulduğu söylenmiştir.
İbnu Mesud'un (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Mekke'nin
dışında, kişinin amellerinden önce niyetlerinden sorumlu tutulduğu bir başka
belde yoktur.”
Yine İbnu Mesud (r.a): “Kul Mekke'de kötü bir şey işlemeye niyet etse
bile Allah onu cezalandırır.” Demiş ve şu ayeti okumuştur:
"Kim orada zulüm ve haktan sapmak isterse, ona acı bir azap
tattırırız.” [17]
Görüldüğü gibi ayette azap, kötü işi bizzat yapmaya değil, onu yapmak
istemeye bağlanmıştır.
Denilmiştir ki: Mekke'de işlenen iyiliklerin karşılığı kat kat
verildiği gibi; kötülüklerin karşılığı da kat kat verilir. Mekke’de işlenen
günahların keffareti de ancak orada olur.
İbnu Abbas (r.a) şöyle söylerdi: “Mekke'de ihtikâr yapmak/halkın
ihtiyacı olan malı saklamak, ayette sakındırılan haktan sapmak/hak yoldan
çıkmaktır.”
Yine: “Harem bölgesinde yalan söylemek haktan sapma sayılır.”
denmiştir.
Abdullah b. Ömer, Ömer b. Abdülaziz ve diğerlerinin de aralarında
bulunduğu önceki takva ehli büyükler, hac için iki çadır kurarlardı. Bunlardan
birisini Harem bölgesinde, diğerini de Harem’in dışındaki Hıll bölgesinde
kurarlardı. Namaz kılmak veya ibadet türünden bir şey yapmak istediklerinde
Mescid-i Haram'ın faziletini elde etmek için Harem’deki çadırlarına girerlerdi.
Çünkü onlara göre, bütün harem bölgesi, Mescid-i Haram hükmündedir. Yemek
yemek, aileleriyle konuşmak veya abdest bozmak istediklerinde ise, Harem
bölgesinin dışındaki çadırlarına giderlerdi.
Anlatılır ki, önceki salih insanlar Mekke'ye geldiklerinde, Harem
bölgesine hürmet ederek Zî Tuva bölgesinde ayakkabılarını çıkarırlardı.
Ebû Tâlib el-Mekki hazretleri diyor ki; Biz, Mekke'de oturan
bazılarının Harem bölgesinde küçük ve büyük abdestlerini bozmadıklarını
işittik. Ben bazılarının, Allah'ın evine
ve onun çevrisindeki mübarek yerlere hürmet ve tazimden dolayı, Harem
bölgesinde küçük büyük tuvaletlerini yapmayıp Hıll bölgesine çıktıklarını
gördüm.
Mekke'de yapılan bütün hayırlı işlere, kat kat sevap verilir. Oradaki
bir iyi amele, Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz gibi yüz bin iyilik sevabı
yazılır. Bu manada İbnu Abbas (r.a), Enes ve Hasan-ı Basri’den (rah.) gelen bir
rivayette onlar şöyle demişlerdir: “Bu bölgede tutulan bir günlük oruç yüz bin
günlük oruca, bir dirhem sadaka da yüz bin dirhem sadakaya bedeldir.”
Yine denilmiştir ki: Yedi tavaf, bir umre’ye; üç umre de bir hacca
bedeldir. Ayrıca umre, küçük hacdır.
Bu söylediğimize şu ayetin manasında bir delil bulunmaktadır:
“Büyük hac gününde Allah ve Rasûlünden bir bildiridir.” [18]
Bu ayet, küçük haccın umre olduğunu gösterir. Araplardan umreyi hac
olarak isimlendirenler vardır. Bir hadis-i şerifte Allah’ın Resûlü (s.a.v):
“Ramazan ayında yapılan umre, bir hacca denktir.” [19]
buyurmuştur.
Kim, bu zikrettiğimiz işleri yapmada muvaffak edilirse, bu onun haccının
kabul edildiğini ve Allahu Teala’nın kendisine rahmet nazarı ile baktığını
gösterir. [20]
Medine-i Münevverenin fazileti.
Mekke'den sonra en faziletli belde, Hz. Peygamber’in (s.a.v) şehri
olan Medine'dir. Amellere orada da Mekke’de olduğu gibi kat kat karşılık verir.
Bu konuda Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Bu mescidimde kılınan bir rekât namaz, buranın dışındaki mescitlerde
(Mescid-i Haram hariç) kılınan bin rekât namazdan daha hayırlıdır.” [21]
Yine denilmiştir ki: “Medine'de yapılan diğer amellerin fazileti,
aynen namazın fazileti gibidir. Her bir amele bin amel karşılığı verilir.
Bunlardan sonra en faziletli belde Kudüs'tür. Çünkü orada kılınan bir rekât
namazın fazileti, başka yerde kılınan beş yüz rekât namazın fazileti kadardır.
Bütün diğer ameller de aynı şekilde beş yüz kat misliyle mükâfatlandırılır.
Ata, İbnu Abbas (r.a) yoluyla Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir:
"Medine mescidinde kılınan bir rekât namaza, on bin rekât namaz
kılmış gibi sevap verilir. Mescid-i Haram'da kılınan bir rekât namaza, yüz bin rekât
namaz sevabı verilir. Mescid-i Aksa'da kılınan bir rekât namaza ise bin rekât
namaz sevabı verilir.” [22]
Bunların dışındaki yeryüzünün her yerindeki mescitler, fazilet
açısından denktir. Şeriatın, fazileti sebebiyle teşvik ettiği başka her hangi
bir yer yoktur. Bu konuda hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
Medine-i Münevvere denince ilk
akla gelen, hiç şüphesiz Mescid-i Nebevî’dir. Zira alemlere rahmet olarak
gönderilen Hz. Peygamber A.S.’ın kabr-i şerifinin bulunduğu mekân burasıdır.
Hacca veya umreye gidenlerimiz bilirler; Mescid-i Nebevî ziyaret edilmeden geri
dönülmez. Bu ziyaretin birçok sebebi vardır. Düşünülürse, bütün sebepler O’nun
şefaatine ulaşabilme arzusunda birleşir. [25]
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Kim ki Beyt-i Şerifi haccedip sonra beni ziyaret etmezse, bana cefa
etmiş olur” [26]
“Kim kabrimi ziyaret ederse, ona şefaat etmek bana vacip olur.” [27]
Medine-i Münevvere mukaddes topraklardandır. “Allahü Teâlâ Medine
Şehrini “tâbe (taybe) diye isimlendirmiştir.” [28]
Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin buyurduğuna göre; “Medine’nin bir adı
da günahları yok eden Taybe’dir. Nasıl ki kuyumcunun körüğü, gümüş tortusunu
yok ederse, Medine de günahları yok eder.” [29]
[30]
Hac ibadeti, çok yönlü ve çok kapsamlı bir ibadettir. Bu ibadet için
özel hazırlık gerekir.
Mekke'den Önce Tekkeye Gitmek
“Tekkeye gitmeden Mekke’nin kıymeti anlaşılmaz.” diye bir söz var. Bu,
hacca gitmeden önce kişinin ciddi bir ruh ve nefis eğitiminden geçmesi
gerektiğini ifade eder. Çünkü tekke, tarihimiz boyunca insan eğitiminin en
güzel şekilde yapıldığı bir mana okuludur. Orada kötü huylar temizlenir,
yerlerini güzel hasletler alır. İnsan, nerede bulunursa bulunsun herşeyin
sahibi olan Allah’ın kontrolünde ve sürekli yaratması altında olduğunu
hissederek yeryüzünde dolaşmayı öğrenir. İnsanın kıymetini anlar ve benlik
duygusundan sıyrılarak, Allah’a kullukta acziyetini hisseder. Allah ve
Rasulü’nün (s.a.v) aşkını, ruhunun derinliklerinde yaşar.
Bu hallerle yaşamayı en büyük gaye edinerek Mekke yollarına düşen bir
insan, Allah’ın kendi evi olarak sıfatlandırdığı Kâbe karşısında, Efendimiz
(A.S.)’in huzurunda ve O’nun dolaştığı mekanlarda kesinlikle daha edepli olur,
herkese karşı daha şefkatli ve daha saygılı davranır. Böylece hac ibadeti ile
vaad edilen mükafatlara ulaşırken, manevi olarak da olgunlaşmış olarak geri
döner. [31]
Allah Dostları'nın Dualarıyla yola çıkmak
Ziyarete büyüklerden başlamak Hak dostlarının edebiydi. Bunun için
sefer edip Zamanın Kutlusu’na varmak, huzura girmek gerekiyordu. Kutsî bir
nazarın saçtığı nurlarla ruhu bir kez daha yıkamak... Himmetle örülmüş çelik
zırhın içine girip, edepsizlik ve musibetlere kalkan yapmak... Duaların manevi
gerilimiyle saflaşıp gönül ferahlığıyla yola koyulmak zamanıydı.
Huzura kabul edilenlerin çıkarken yüz ifadelerinden lütufla döndükleri
her halleriyle belliydi. Hiç şüphe yok ki, “Edeple varanlar lütufla dönerler.”
Gerçekten de lütuf ve keremle dönmüşlerdi. Sevinçten ortalık bayram yerine
dönmüştü. Zamanın Kutlusu onlara: “Bizi de dualarınızdan eksik etmeyin.”
demişti. Ruhunuzun derinliklerinden kopup gelen bir feryat o anda şöyle
haykırmak ister: “Kusurlara bulanmış haccımın içinde eğer tek bir ecir varsa
sana feda olsun!”
Hz. Ömer (r.a.) da bir gün böyle yüce bir huzura çıkmış ve umre için
Allah Rasulü (s.a.v.)’den izin istemişti. Onlar her işlerini Gönüller
Sultanı’na arz eder ve O’nun izni olmadan nafile ibadet bile yapmazlardı.
İtikafa girerken dahi izin isterlerdi. Alemlerin Efendisi Hz. Ömer’e (r.a) izin
vermiş ve “Kardeşim bizi de duana ortak et.” demişti. Bu mübarek söz Hz. Ömer’i
(r.a) hayatının sonuna kadar duygulandırıp coşturmaya yetmişti. Nitekim daha
sonraları: “O gün dünyalar benim olsaydı, o kadar sevinmezdim.” demiştir.
Dua ve himmet olmadan o kutsî toprakların edebine kim riayet edebilir
ki?.. Yapılan küçük edepsizlikler dahi o mübarek makamlarda büyük birer cürüm
haline dönüşür. Oralardan ya hayatınızın kârı ile ya da -Allah korusun-
zararıyla dönersiniz. [32]
Yolculuk Hazırlıkları
Kutsal topraklara hac yapmak için gitmeye niyet eden bahtiyar
yolcuları hoş bir telaş alır. Bu mübarek yolculuğa hangi firmayla çıkılacağı en
önemli basamağıdır yol hazırlıklarının. Tercih edilen seyahat şirketi ve
şirketin hac programı kutsal mekanlarda kalınan sürede yapılacak ibadetlerin
niteliğini büyük ölçüde etkiler.
Hac ibadetini yerine getirmek için yapılacak kutsal topraklara gitme
hazırlığı hem maddi hem de manevidir. Manevi hazırlığın ilk aşamasında niyet
önemlidir. Çünkü amellerin değeri niyetlerle ölçülür. Mevlamız’ın razı olduğu
biçimde hac yapmak için kalben niyet edilir.
Daha sonraki aşamalarda bu ibadeti yerine getirmek üzere yeterli hac
bilgisine sahip olabilmek için yazılı ve görsel kaynaklardan yararlanmak ve
bilen kişilere ibadetin detaylarını sormak gerekir. Aynı zamanda gidilecek
yerlere ait tarih ve mekan bilgilerini öğrenmeye çalışmak, hem dini konularla
hem insani ilişkilerle hem de yolculukla ilgili bilgilerin verildiği eğitim
seminerlerini takip etmek, eğer bilinmiyorsa hemen Kur’an-ı Kerim okumayı
öğrenmeye ve namaz dualarını öğrenip ezberlemeye başlamak, duygusal ve ahlaki
boyutta eksiklerimizi tamamlamaya çalışmak çıkılacak kutsal yolculuğun manevi hazırlıklarındandır.
Yolculuğun manevi hazırlığı bu şekilde devam ederken gidilen yerlerde
insani ihtiyaçların karşılanması ve oralarda rahat bir şekilde ibadet etmeye
zemin hazırlamak için hacı adayı beraberinde götürmesi gereken malzemeleri
düşünmeye, tespit etmeye başlar.
Daha önce gitmiş en yakın eşe dosta sorulur bavula konulacak eşyaların
neler olabileceği. Kafasını ufak tefek eksiklere ayrıntılara takmamak, orada
ihtiyaç halinde yanına almadığı nesnenin peşine düşüp en kıymetli zamanları bu
şekilde heba etmemek için. Haccın maneviyatını rahat bir şekilde yaşayıp
hissetmek niyetiyle olmalıdır bu hazırlıklar yine.
Kutsal beldelere yapılan yolculuğun maddi hazırlık kısmı diğer
yolculuk hazırlıklarından farklı değildir aslında. Yolculuk sırasında uçağa
alınacak yük miktarının kişi başı 30 kilogramla sınırlı olduğu unutulmamalıdır.
Kalınacak süreye bağlı olarak yeterli miktarda, pamuklu, fazla sentetik
olmayan, açık renkli, bol ve rahat olan giysiler, Medine’de özellikle sabahlar
serin olabileceği için hırka ya da yazlık ceket, iç çamaşırı, çorap, rahat
ayakkabı ve terlik, ihram (erkekler için) ve diğer gereksinimler (ağrı kesici,
pişik ve yumuşatıcı krem, maske, tırnak makası, küçük makas, kokusuz sabun,
kalem, not defteri, seccade, iğne, iplik ve yol esnasında kullanılabilecek
miktarda kağıt havlu, tuvalet kağıdı…) bir bir konulur bavula.
Sürekli ilaç kullananlar, bu ilaçları raporlarıyla birlikte yeteri
miktarda yanlarına almayı unutmamalılar.
Hazırlanan bavulların üzerine kime ait olduğunu gösteren adres ve
telefon numarası içeren etiketler düşmeyecek şekilde yapıştırılmalıdır. Ayrıca
seyahat firmasının verdiği bavullar kullanılacaksa uzaktan ayırt edilebilecek
farklı tarzlarda işaret, sembol kullanılabilir. Aynı model olan bavulları
birbirlerinden ayırmak için renkli kurdele bağlanabilir. Yolculuk sırasında
bavullar uçağa ve otobüslere verilirken ya da indirilirken herkes kendisine ait
olanı vermeli, indirmeli ve takip etmelidir.
İhtiyacı karşılayacak kadar eşyanın yolcuların yanında olması sürekli
çarşı pazar gezip değerli zamanları bu şekilde harcamaya engel olur. Tüm
seyahat boyunca taşınacak kendi ağırlığı az olan küçük bir el çantasında; küçük
boy bir Kur’an-ı Kerim, tespih, seccade, terlik torbası, cep telefonu (Suudi
Arabistan’da geçerli olan bir GSM kartı alınabilir) kağıt mendil, güneş
gözlüğü, su şişesi, küçük havlu, bulundurmak ayrı bir kolaylıktır.
Bütün seyahat firmaları hac organizasyonlarında, sabah kahvaltısı ve
akşam yemeği tercihe göre açık büfe ve tabldot usulü vermektedir. Bu sebeple
havaalanlarında ve kalınacak mekanlara ulaşıncaya kadar geçen sürede yetecek
kadar yiyecek maddesi içeren küçük bir yemek çantası hazırlanabilir. Bundan
yaklaşık on sene öncesine göre her iki şehirde de otellerin altında ya da
yakınlarında büyük alışveriş merkezlerinin artması, sokak aralarında bakkal,
market, her türlü ihtiyacın temin edilebileceği dükkanlar ve eczanelerin
varlığı yolculuk için hazırlanan bavul sayısını aza indirmektedir.
Hem bedenen hem de ruhen yapılan bir ibadet olduğu için hac süresince
sağlıklı bir bedene sahip olmak önemlidir. Mümkün olduğu kadar yolculuğa
çıkmadan her türlü doktor kontrolü yaptırılmalı, günlük olarak yürüyüşlere
başlanmalı, uyku ve yeme düzeni gözden geçirilmelidir. Vücudu az yemeye ve az
uyumaya, çok hareket etmeye, yürümeye alıştırmanın faydası daha ilk günden
tecrübe edilebilir bir gerçektir.
Hazırlıkların sonuna doğru…
Yolculuk hazırlıkları süresince gidilecek firmayla sürekli irtibat
halinde olunmalı, yolculuğa çıkma tarihi geldiğinde firmanın söylediği saatte
havaalanında olma konusunda hassas davranılmalıdır.
Artık zaman ilerlemiş ve yola çıkmak için sayılı günler kalmıştır… Bu
günlerde aileyle, yakınlarla, dostlarla helalleşmek için ya kısa ziyaretler ya
da telefonla görüşmeler yapılabilir. Arkada küskün, kırgın kalpler bırakmamaya
ya da böyle bir kalple Allah’ın ve Rasulu’nün (s.a.v) misafiri olamamaya özen
göstermek kutsal diyarlarda yapacağımız ibadetlerde kalp huzurunu korumak için
gereklidir.
Yolcular tarafından her ne kadar “yol hazırlıkları” özenle, eksiksiz
yapılsa da, yolculuğun huzurlu, rahat ve güvenli geçmesi için her türlü tedbir
seyahat firmaları tarafından alınmış olsa da hiç beklenmedik olaylar, telafisiz
unutkanlıklar, farklı sebeplerden kaynaklanan aksaklıklar gibi birçok can sıkıcı
durumların ortaya çıkması bu kutlu yolcuğunun tabiatında vardır. Çünkü bu
yolculuk çileyle örülmüş… Ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) “Rabbim, bana bu
ibadeti kolaylaştır” diye duada bulunması bunun açık bir göstergesidir. Hasılı
“sabır” en çok ihtiyaç duyulacak şey olduğu için onu daima yanında bulundurmalı
kutlu yolun bahtiyar yolcuları. [33]
Yol Edebi
Hacı, yola çıkmadan önce haccın bütün hükümlerini, ilgili hususları,
haccın yapılış şeklini, vazifelerini ve gidip ziyaret edeceği yerlerin
edeplerini güzelce öğrenmeli, bunu kendisi için en önemli bir iş kabul etmeli
ve onu yolculukla ilgili bütün hazırlıkların önüne almalıdır. Çünkü bu
yolculuğun asıl maksat ve gayesi hacdır. Kul, bu bilgileri asla ihmal
etmemelidir.
Hacca gidecek kimse, yol için hayrı seven ve hayırlı işte kendisine
yardımcı olacak salih ve alim bir arkadaş bulmalıdır. Böyle bir arkadaş ona,
Allah’ın zikrini unutursa hatırlatır; zikrederse yardımcı olur; korkarsa ona
cesaret verir; bir işte aciz kalırsa kuvvet ve destek verir; düşüncesi
kötüleşir ve kalbi daralırsa onu genişletir, kendisine sabır tavsiye eder ve
bozuk düşüncesini güzelleştirir.
Hacı, yol arkadaşına ters davranmamalı, sürekli ona itiraz
etmemelidir. Bütün insanlara karşı güzel ahlakla davranmalıdır. Yumuşak yüzlü
ve mütevazi olmalıdır. Hiç kimseye eziyet etmemelidir. İnsanların eziyet ve
yüküne tahammül göstermelidir. İşte bu
şekilde hac faziletli ve bereketli olur.
Hacı, süslü püslü elbiseler yerine, biraz perişan görünümlü, yükü
hafif, eşyası az olmalıdır. Yanında ancak ancak zaruri ihtiyaçlarını
taşımalıdır. Hiçbir şeyde aşırıya gitmemelidir. Bununla birlikte, eli sıkı
olmamalı, kendisini ve yol arkadaşını sıkmamalı, her şeyde yeterli miktarı
korumalıdır. Hacı, kırmızı renkli giysilerden uzak durmalıdır. Çünkü bu tür
giysiler giymek mekruhtur.
Rivayet edildiğine göre, Allah Rasûlü (s.a.v) bir seferde bulunuyordu.
Ashabıyla birlikte bir yere inip mola verdiler. Develer de serbest
bırakılmıştı. Allah Resulü (s.a.v), develerin palanları üzerindeki kırmızı
örtüleri görünce: “Size kırmızının hakim olduğunu görüyorum!” buyurdu. Sahabe
diyor ki: “Hemen kalktık koşarak develerin palanlarındaki örtüleri çekip almaya
başladık. Bunu o kadar hızlıca yaptık ki develerin bir kısmı ürkerek kaçtı.” [34]
[35]
Safa, Merve, Hacerü’l-Esved, Arafat ve diğer kutsal yerler hürmet
ister.
Arafat, Müzdelife, Safa ve Merve tepeleri, Mescid-i Aksa gibi mekânlar
da mukaddes simgelerdir. Buralar Allah'ın peygamberlerinin, veli kullarının
hatıralarını saklar. O yerleri ziyaret etmekle Allah'ı hatırlar, O’nun
rahmetiyle yıkanırsınız. Kâbe'de, Safa ve Merve'de ilk insan ve ilk peygamber
Hz. Adem A.S.’ın, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâm’ın, Hacer Validemiz’in ve
nihayet İki Cihan Güneşi Efendimiz A.S.’ın hatıraları canlanır. Buralarda günah
kirlerinden arındığınızı ve Allah’a daha yakın olduğunuzu hissedersiniz. [36]
Bir müslüman, Allahu Teâlâ’nın “evim” diye şereflendirdiği Kâbe’yi ve
onun etrafındaki mukaddes mekanları ziyaret etmeyi en büyük vazife bilmelidir.
Bu mübarek mekanlardan Safa ve Merve cennetlik anne Hacer’in, Zemzem de kundaktaki
İsmail’in hatırasıdır. Güç yetiyorsa gidilmeli ve içinde binlerce ibret, hikmet
ve ilâhî âyet taşıyan bu mübarek yerlerde hasta kalbe ve hale ağlanmalıdır. [37]
Kabe yeryüzünün kalbi, insan-ı kamilin gönlü de nazargah-ı İlahidir; edep ve hürmet ister.
Rivayetlere göre Kâbe, ilk olarak Allah'ın emriyle melekler tarafından
Mekke'nin ortasında bir yer olarak tayin edilmiştir. Bu yerin, yedinci kat
semada Beytü'l-Ma'mur olarak bilinen yerin tam hizasında olduğu ve meleklerin
bu yerin etrafında Allah'ı zikrettikleri söylenir.
Melekler burada bir bina inşa etmemiş lerdir , fakat o bölge Allah
Tealâ'yı tesbih ve takdis ettikleri yer olmuştur. İnsanlar da Hz. Adem a.s.'
dan bu yana orayı kutsal bilmiş, Kâbe'yi inşa etmiş ve kıble edinmişlerdir. Hac
farizası sebebiyle de her yıl ziyaret eder, bereketlenirler.
Kâbe, yeryüzünde kurulan ilk mesciddir . Allahu Tealâ buyuruyor:
“İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekke'de bulunan mübarek ve âlemler
için bir hidayet kaynağı olan Kâbe'dir” ( Âl -i İmran, 96)
Kâbe ismi Kur'an'da iki yerde geçer. Ancak yine Kur'an'da geçtiği
üzere Beyt , Beytullah , Beytü'l -Haram, Mescidü'l -Haram gibi isimlerle de
anılmıştır. Halk arasında daha çok Kâbe-i Muazzama adıyla bilinmektedir. [38]
Edepli bir ecdadın torunları
Elbette ki mukaddes topraklarda mübarek makamlar Kâbe-i Muazzama’dan
ve Ravza-i Tahire’den ibaret değildir. O bölgenin her karışı Hz. Rasulullah
s.a.v.’in, sair Peygamberlerin -salât ve selam üzerlerine olsun- Sahabe-i Kiram
Efendilerimizin -Allah hepsinden razı olsun- ve Evliyaullahın -Hak Tealâ
sırlarını mukaddes kılsın- mübarek ayaklarının değdiği yerlerdir. Bir sahabi
kabrine gittiğiniz zaman kendinizi küçük bir Ravza’nın önünde duruyormuş gibi
hissedersiniz. Rabıta ile huzura girer, selam verir ve mübarek ruhlarına Kur’an
okursunuz.
İki Cihan Güneşi s.a.v.’in edebinden nasibi olmayan O’nun nurlu
yolundan istifade edemez. İnce bir duyuş, ince bir hissiyata sahip olan
büyükler kutsî mekânlarda diğer yerlere nispetle edebe çok daha fazla dikkat
etmişlerdir. İmam Malik rh.a Hazretleri, Allah Rasulü s.a.v.’in bastığı toprağa
hürmeten Medine-i Münevvere’de hayvan üstüne binmemiş, ayakkabı da giymemiştir.
Sultan Abdülhamid Han k.s. Hazretleri zamanın büyük velilerindendi.
İstanbul’dan Medine-i Münevvere’ye kadar tren hattı yaptırmıştı. Allah Rasulü
s.a.v.’in muazzez ruhlarını gürültüyle rahatsız etmemek için Medine
İstasyonu’nda rayların altına keçe döşetmişti. Osmanlı’nın o ince ruhlu
insanları Mescid-i Nebevî’yi tamir ederken yine aynı maksatla çekiçlerine keçe bağlıyorlardı.
Bu zamanın Kutlusu k.s. Sahabi kabirlerini ziyaret ederken mezarlıkta
ayakkabılarını çıkarıyor ve derin bir hürmetle huzurlarına giriyordu. Allah
onlardan razı olsun ve gölgelerini başımızdan eksik etmesin.
Şair ne güzel söylemiş:
Ehli dil arasında aradım, kıldım talep
Her hüner makbul imiş, illâ edep illâ edep... [39]
Vüheyb b. Verd el-Mekkî'den rivayet ediliyor: Bir gece İsmail'in
(a.s), hücresinde namaz kılıyordum. Kâbe ile örtüsü arasından gelen bir ses
duydum. Şöyle diyordu: 'Etrafımda ziyaret edenlerin dünya hâdiselerine
dalmasından, bâtıl konuşmalar yapmasından ve gafil bulunmalarından, önce
Allah'a sonra sana şikâyet ediyorum ey Cebrâil! Eğer beni ziyaret edenler bu
gafletlerinden men olunmasalar, yemin ederim ki, ben öyle bir patlayacağım ki,
bende bulunan her taş, hangi dağdan getirilmişse oraya fırlayacaktır'. [40]
Bir haberde şöyle rivayet edilmiştir:
“Allahu Teala evini her yıl (en az) altı yüz bin hacının ziyaret
edeceğine dair söz vermiştir. Eğer insanlar bu sayıya ulaşamazlarsa Allah eksik
rakamı meleklerle tamamlar. Kıyamet günü Kâbe süslenmiş gelin gibi haşredilir.
Dünyada onu ziyaret eden herkes, onun örtülerine sarılmış olarak etrafında
koşarlar. Nihayet Kâbe cennete girer; onlar da onunla birlikte cennete
girerler.”
Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Hacer-i Esved taşı, Cennet yakutlarından bir yakuttur. O kıyamet günü
haşerdilip mahşere getirilir. Onun iki gözü, konuşan bir dili olur; kendisini
hakkıyla selamlayanların ameline
şahitlik eder ve onları tasdik eder.” [41]
Rasûlullah (s.a.v) onu sık sık öperdi. O (s.a.v), bineği üzerinde
Kâbe’yi tavaf eder, asasını Hacer’in üzerine koyar ve sonra asasının ona değen
tarafını öperdi.
Hz. Ömer (r.a) da onu öpmüş ve şöyle demiştir: “Şunu iyi biliyorum ki
sen bir taşsın; ne fayda ne de zarar verirsin. Rasûlullah'ın (s.a.v) seni
öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim.” [42]
Sonra yüksek sesle hıçkırarak ağladı. Arkasını döndüğünde Hz. Ali'yi gördü,
ona: “Ey Ebu’l-Hasan! Burası göz yaşları dökülecek bir yerdir.” Dedi. Hz. Ali
(r.a):
“Ey Emire’l-Müminin. Sen bu taş için fayda ve zarar vermez dedin,
fakat o fayda ve zarar verir.” Dedi. Hz. Ömer: “Bu nasıl olur? Diye sorunca Hz.
Ali şöyle dedi: “Allahu Teala insanların zürriyetinden misak/söz aldığında onu
bir kitaba yazdırıp bu taşa koydu. O, bu ahde vefa gösteren müminin vefasına;
kafirin de inkarına şahitlik eder.”
Denilmiştir ki, Haceru’l-Esved’i selamlarken söylenen: "Allah’ım
sana iman ederek, kitabını tasdik ederek, ahdine vefa göstererek
selamlıyorum." sözü, bu manadadır. Yani onlar bu söz ile, ahdin yazıldığı
kitabı ve verilen sözü kastederler.
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü topraktan ilk
kalkacak kimse benim. Sonra Baki’ mezarlığına giderim ve onlar benimle
haşredilir. Sonra Mekke ehline giderim. Onlar iki harem/Mekke ile Medine
arasında haşredilirler.” [43]
Bir haberde şöyle rivayet edilmiştir:
“Allahu Teala, her gece yeryüzündekilere nazar eder. İlk nazar kıldığı
Harem bölgesinde yaşayanlardır. Harem’de yaşayanlar içinde ilk nazar kıldığı
Mescid-i Haram’da bulunan insanlardır. Yüce Allah orada bir tavaf eden
gördüğünde onu affeder, namaz kılanı gördüğünde onu affeder. Yüzünü kıbleye
çevirerek uyuyanı gördüğünde onu da affeder.” [44]
Ebu Turab en-Nahşebi’ye, Abadan'da kılınan namazın faziletini
sorduklarında şöyle demiştir: “Mescid-i Haram'da uyumak bile Abadan’daki
namazdan daha faziletlidir.”
Velilerden birisine manevi bir keşif hâli oldu. Bu zat demiştir ki:
“Serhat boylarının hepsinin Abadan’a, Abadan’ın da Cidde’ye secde ettiğini
gördüm. Çünkü orası Mescid-i Haram halkının hazinesi ve limanıdır.”
Ebu Talib el-Mekki Hz. diyor ki: Mekke’de bir yıl kaldım. Oradaki
pahalılık bana ağır gelmeye ve ekonomik sıkıntı çekmeye başlamıştım. O sıralar
uykumda iki şahıs gördüm. Biri diğerine şöyle diyordu: “Bu ülkedeki her şey
değerlidir.” O bu sözüyle sanki pahalılığı kastetmişti. Diğeri ise şöyle dedi:
“Bu yer aziz/şerefli olduğu için orada bulunan her şey de kıymetli olacak
elbette. Eşyaların ucuzlamasını istiyorsan, bu yerin şerefini onlara ekleyerek
hesap et; o zaman onları ucuzlamış
görürsün.” [45]
Hac bir seyahat değil, Efendimiz’in (s.a.v) buyurduğu üzere, “Kim
hacceder, kötü söz söylemez ve günah işlemezse anasından doğduğu gibi günahsız
döner” müjdesine erişebilmektir. (Haccın
Hikmetleri)
Her ibadetin maddî, manevî faziletleri ve hükümleri olduğu gibi
mesuliyetleri de vardır. Her ilâhi emrin bir yükümlülüğü vardır.
Nice faziletler, şartlarına uymakla elde edilebilir. Her ibadet,
edepleri içinde yapılırsa kişiye olgunluk kazandırır.
Allahu Azimüşşan Hazretleri, hac ibadetinde kötü söz söylemeyi ve
münakaşa etmeyi yasaklamış, hac ibadetine günah karıştırmamayı emretmiştir. [46]
Bunları yapmak gerçekten çok zordur. Ama karşılığında da anadan doğmuş
gibi günahsız olmak vardır. Hacca giden kimse, günah işlemeden memleketine
dönerse, gönlünü ve cesedini temiz tutabilirse -ki onun için ihram beyazdır-
günahların ağırlığından kurtulur, üzerinden gaflet yükünü atar. Şevk ve
muhabbet elde eder.
Her çeşit lüzumsuz ve çirkin konuşmalar (Füsûk), kadınlarla şakalaşmak
ve şehevî sözler (Rafes), hacı adayına zarar verir. İhrama giren kişi, eşiyle
cinsel ilişkiye de giremez, haramdır. [47]
Bu yüzden ihramlı iken, eşlerin birbirine şehvet tahrik eden sözler
söylemesi de yasaktır. Bu tür yasaklara rafes denir. Namazda iken bunlar nasıl
yasaksa hac esnasında da yasaktır.
“Harama yol açan her şey haramdır” kaidesiyle, hacta, kadınlarla
erkeklerin ayrı yerlerde kalmaları daha itiyatlıdır.
Hac ibadeti esnasında insanı, Allahu Teâla’dan uzaklaştıran her şeye
fısk (Füsûk) denir. Politik konuşmalar, gıybet etmek, boş sözler gibi...
Cidal ise güzel ahlaka yakışmayan tavır ve hareketlere denir. Kaşını
çatmak, alay etmek, birine kendi isminden başka isim takarak çağırmak, husumete
sebep olacak tavırlar gibi...
Büyük müctehit imamlardan Süfyan es-Sevrî Hazretleri, çirkin ve kaba
sözler konuşarak ağız taşkınlığı yapanların haccının fasid olacağını
söylemiştir.
Son devrin din alimlerinden merhum Gönenli Mehmet Efendi Hazretleri de
(k.s) hacca giden bir müridine şunları tavsiye etmiştir:
“Sen hacca giderken, güzel hac yapacağım, diye gitme. Senin gücün
fısk, rafes ve cidalden kurtulmaya yetmez. Ümmet-i Muhammed’e iyilik yapmaya,
dertlilerine derman olmaya, borçlulara yardım etmeye, sıkıntıda olanın
sıkıntısını gidermeye, kayıpları bulmaya, geçimsizlere nasihat etmeye, hac
ibadetini nasıl yapacağını bilmeyenlere haccı öğretmek, bu hususta hizmetler
görebilmek, niyetiyle gidersen ümmet-i Muhammede olan şefkatinden dolayı Allah
senin haccını kabul eder, inşaallah.”
Zira hac ibadeti, insanın gönlündeki güzelliği yansıtır. Onun için hac
sırasında arkadaşlarınızla münakaşa etmeyin, tartışmayın. Yanlış söylüyorlarsa
işi inada dökmeyin; onlara yumuşaklıkla konuyu izah edin. Kaba sözler
sarfederek gönülleri yıkmayın.
İbrahim Aleyhisselam, oğlu İsmail (a.s) ile Beyt’i yeniden inşa
ettiğinde, Cebrail Aleyhisselam, haccın menasıkini (yapılış şeklini) İbrahim
Aleyhisselam’a tarif etmişti.
Daha sonra Allahu Teâla, İbrahim Aleyhisselam’a insanları hacca
çağırmasını emretmişti. İbrahim Aleyhisselam da:
- Ya Rabbi! Ben sesimi insanlara nasıl ulaştırabilirim? Deyince,
Allahu Teâla:
- Ey Halil, davet senden, tebliğ benden, buyurmuştu.
Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselam bir taşın üzerine çıkmış, davetini
yapmıştı. Öyle bir safiyetle ve içtenlikle insanları hacca davet etti ki, taş
ayaklarının altında adeta eridi ve ayaklarının izleri taşa geçti. Böylece o taş
Makam-ı İbrahim oldu.
İbrahim Aleyhisselam’ın sesi, ruhlar âleminde âlem-i berzaha kadar
ulaştı. Ondaki ilâhi aşk, cevher-i Rabbânî ve Rahmani nur, taşı eritmişti.
Makam-ı İbrahim, işte bu yüzden, el sürme yeri değil, gönül sürme,
uyanma yeridir. Orada şöyle dua etmelidir:
“Ya Rabbi, meleklere Beytullah’ı yaptırdın. Âdem Aleyhisselam, İbrahim
ve İsmail’e (a.s.) de, insanları bu mukaddes yere davet ettirdin. Ben de bu
davete bütün ruhumla:
‘Emret, ey Rabbim!’ dedim.
İşte vücudum! Nice cefalar çekerek huzuruna geldim. Ya Rabbi, emrine
uydum.”
Zünnûn-ı Mısrî Hazretleri (k.s) anlatıyor. “Bir genç gördüm, tavaf
edip bekliyordu. Ne beklediğini sordum:
-Beratımı (kabul belgesi) bekliyorum, dedi. Nasıl olacağını sordum:
-Bekle ve gör, dedi.
Bekledim. Semadan nurânî yeşil bir kâğıt indi, gencin eteğine
düşüverdi. Genç o kâğıdı okudu ve tebessüm etti. Bana:
- Haccımın kabul olunduğunun beratını aldım, artık memleketime
dönebilirim, dedi.
Çünkü o genç, Allah’ın huzurundaki edebe riayet etmişti. Bizim için
anlaşılması güç ama ehline kolay olan pek çok manevi güzelliklere şahit
olabiliyordu.
Hacca gidenin ahlâk-ı hamîdesi ve edebi artar. Çeşitli sebeplerle
hacca gidemeyenlerin ise iştiyak ve muhabbeti çoğalır, gidenler tekrar gitmek
ister.
Hac ibadetinin yapıldığı yerler hakikaten kutsal topraklardır.
Oraların ayrı bir manevi güzelliği ve hazzı vardır. Bir de bu güzellikler,
edepler, faziletler ve elde edilmesi gereken manevi kemâlat ile bütünleşirse
çok daha tesirli olur.
Zira edebine uygun yapılan bir amel eksik de yapılsa Allahu Teâla onu
kabul eder. Ama edebine uymadan yapılan ibadet, güzel bir ibadet olsa da ibadet
noksan kalır.
Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin huzuruna iki kişi geldi. Biri
Medineli Ensar, diğeri Taifli bir kimseydi. Peygamberimize (s.a.v) selâm
verdikten sonra:
- Ya Rasûlallah, sana sormak istediklerimiz var, dediler.
Peygamberimiz (s.a.v.):
- İsterseniz ne sormak istediğinizi size ben söyleyeyim. İsterseniz
siz sorun sonra ben cevap vereyim.
- Ya Rasûlallah, biz sormadan sen haber ver, yakîn ve imanımız artsın.
- Sen bana tavaf, tavafın sevabı, tavaftan sonra iki rekât tavaf
namazını kılmak, Safa ile Merve arasında sa’y yapmak, sa’y yapmanın faziletleri
ve hikmeti, kurban kesmek, başı tıraş etmek gibi sorular sormak istiyorsun!
- Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben
senin söylediklerini sormak için geldim.
- Sen Beytullah’ı tavaf etmek niyetiyle evinden çıktığında, Allahu
Teâla, devenin ayağını her basıp kaldırışına sevap yazar ve bir günahını da
siler. [48]
Hemen o anda seni bir derece yükseltir.
Kâbe’yi tavaf ederken, ayağını yere her koyup kaldırışında, Allahu
Teâla sana hayırlar ihsan eder. Bir hatanı siler ve hemen bir derece seni
yükseltir.
Tavaftan sonra iki rekât namaz kılarsan, İsmail (a.s.) evladından bir
köle azat etmiş gibi sevap verir. [49]
Safa ile Merve arasını sa’y etmek, sana yetmiş köle azat etmiş sevabı
kazandırır. Allahu Teâla azameti ile dünyaya tecelli eder ve Beytullah’ı tavaf
eden sizin gibi kullarla meleklerine karşı övünür:
“İşte şu kullarım dünyanın dört bucağından saçları keçeleşmiş, tozlara
bulanmış olarak ve rahmetimi ümit ederek geldiler, der.” [50]
Demek ki hacca giden Müslüman’a süs, koku, ziynet yerine tevazu, gurur
yerine günahlarına üzülmek yaraşır.
Aslında Cuma günü koku sürmek sünnettir. Ama ihramda iken koku
sürülmez, yasaktır. Neden? Çünkü Cuma Allah’ın kullarını bağışladığı gündür.
Onun için kullar sevinir ve kokular sürünürler.
Ama hac affedilene dek, sıkıntıdır, yokluktur, zorluklara
katlanmaktır. Affolunmadan koku sürmek doğru olur mu?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) az önceki sahabiye şöyle buyurdu:
- Mina’da taş toplayıp şeytan taşlamaya gelince, attığın her taşla,
seni cehennem azabına sevk edecek olan büyük günahlardan biri silinir. [51]
Başını traş ettiğin zaman, her düşen kıl sayısınca hasene (sevab)
yazılır ve bir o kadar günahın silinir. [52]
Ensar’dan olan sahabi şöyle sordu.
- Ya Rasûlallah, günahı az veya günahsız olan kişinin durumu nasıldır?
- Günahlar affedildikten sonra, artan sevap ve faziletler ahiret için
biriktirilir. Bütün bunlardan sonra farz olan tavafını yaparken sen, bu tavafı,
günahsız olarak yaparsın.
O sırada bir melek yanına gelir, elini iki omzunun arasına koyar ve :
- Artık gelecek günlerin için çalış, geçmiş günahların bağışlandı,
müjdesini verir.
Daha sonra, Taif’den gelen sahabi Peygamber Efendimize (s.a.v.) şöyle
dedi:
- Ya Rasûlallah, benim de soracaklarım vardı! Onlara ne buyurursunuz?
- Sen de bana namaz hakkında sorular sormak için gelmiştin!
Taifli sahabi de namazla ilgili sorularını sormadan, Rasûlullah
Efendimiz (s.a.v.) kendisine şöyle buyurur:
- Allahu Teâla, her gün, gece ve gündüz, Beytullah’a yüz yirmi rahmet
indirir. Bunun altmış tanesi tavaf edene, kırk tanesi namaz kılana, yirmi
tanesi de Kâbe-i Muazzama’ya bakanlaradır. [53]
Yunus b. Habbab Hazretleri (rah) şöyle buyurmuştur:
“Kâbe’ye bakmak, diğer beldelerde oruçlu olup namaz kılmak gibi kişiye
sevap kazandırır.”
Meşhur müfessir Mücahid (rah) ise:
“Kâbe’ye bakmak ibadettir. Kâbe’ye girmek hayır hasenat yapmak
gibidir. Kâbe’den çıkmak günahtan temizlenmektir” demiştir.
Şu halde kabe-i Muazzama’ya baka baka konuşmamak gerek. Çünkü o anda
namazdaymış gibi oluyoruz. Allahu Teâla’nın nazargâhı olan bir yerde hiç lâkayt
kalmak doğru olur mu?
Hz. Ömer (r.a.) Efendimiz bir keresinde bir grup hacıya şöyle
seslendi:
- Şu hacılar acele vatanlarına dönsünler!
Müslümanlar onun ne demek istediğini anlayamamışlardı, sordular:
- Ey Ömer sen ne yapıyorsun! Onlar Allah’ın misafirleri değil mi? Hiç
hacılar Beytullah’tan kovulur mu?
- Hayır, onları aslında kovmuyorum. Görüyorum ki onlar, Kâbe’ye
alışmışlar, Beytullah’ın huzurundaki edebi unutmuşlardır. Artık sevap
kazanmaktan ziyade, kazandıklarını kaybedecekler; bu yüzden, kârları bitti,
ziyana giriyorlar, sevaplarını tüketiyorlar. Hiç olmazsa en kısa zamanda
dönsünler de kazandıkları sevapları kaybetmesinler, istiyorum.
Kâbe Allah Teâla’nın nazargâhı, meleklerin ve nebîlerin ise kutsal
mekânıdır. Âriflerin beldesidir. Sayılarını ancak Allahu Teâla’nın bildiği
veliler, arifler, bu mukaddes yerde buluşurlar. O yüzden Kâbe’de edepli olmak
gerekir.
Said b. El-Müseyyeb Hazretleri (rah) tabiinin büyüklerindendir. Şöyle
buyuruyor:
“Kim, Kâbe’nin Allah’ın nazargâhı olduğuna iman eder ve bu niyetle ona
bakarsa, anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir.”
Ali b. el-Medînî Hazretleri (rah) de: “Kim, Kâbe’nin Allah’ın
nazargâhı olduğuna iman eder ve bu niyetle ona bakarsa, günahları, ağacın
yapraklarının döküldüğü gibi dökülür.” buyurmuştur.
Kâbe’nin etrafında tavaf etmek, namazda durmak gibidir. Nasıl ki namaz
kılarken hiç konuşmuyoruz; aynen bunun gibi, tavaf sırasında da asla
konuşmayız.
Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İki türlü tavaf vardır ki, bir Müslüman, onları yaparsa muhakkak
anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir. Günahları ne kadar çok
olursa olsun bağışlanır. Birincisi, Kabe’yi sabah namazından sonra tavaf
etmektir ta ki güneşin doğuşuna kadar. İkincisi, ikindi namazından sonra
tavaf etmektir. Ta ki güneşin batışına dek...” [54]
Hacca giden Müslümanlar, Allahu Teâla’nın misafiri konumundadırlar.
Hac ve umre yapanlar, Allah’ın cemaatidir. Onlar her ne dua ederlerse Allah,
onların dualarını kabul eder.
Giderken veya dönerken, o kutsal topraklarda ölen kişinin ahiret günü
hesabı kolay olur. [55]
Ayakkabı Tamircisinin Bereketi
Abdullah b. Mübarek Hazretleri, bir sene hacdan sonra rüyasında gökten
inen iki melekten birinin diğerine,
- “Bu sene kaç kişi hacca geldi?” dediğini duydu. Öbür melek,
- “Altı yüz bin kişi.” dedi.
- “Peki, kaç kişinin haccı kabul edildi?” O da,
- “Bunlardan hiçbirinin haccı kabul edilmedi.” diye cevap verdi.
Abdullah b.
Mübarek buyurdu ki: Bunu işitince üzerime büyük bir sıkıntı çöktü.
Dedim ki: “Bunca insan, bunca zahmet ve meşakkate katlanıp dünyanın her
tarafından hacca geldiler. Çöller aşarak zor şartlarda büyük sıkıntılara
katlandılar. Bütün bu emekler boşa mı gidecek?”
Bunun üzerine o melek:
-“Şam’da ayakkabı tamir eden Ali b. Muvaffak adında biri var. O hacca
gitmeye niyet etmişti, fakat gidemedi. Ama haccı kabul edildi. Ayrıca altı yüz
bin hacıyı ona bağışladılar da hepsinin haccı kabul edildi.” dedi.
Abdullah b. Mübarek şöyle devam ediyor: “Bunu işitince uykudan uyandım
ve kendi kendime, ‘gidip o zatı ziyaret
etmeliyim’ dedim. Arkadaşlarımdan ayrılıp Şam kafilesine katıldım. Şam’a varınca
o zatın evini araştırıp buldum. Kapıyı çaldım. Bir kimse kapıya çıktı. Adını
sordum. ‘Ali b. Muvaffak’ dedi. İsmimi sordu. ‘Abdullah b. Mübarek’ deyince
feryat edip kendinden geçti. Ayılınca gördüğüm rüyayı kendisine anlattım.
Haccının kabul edildiğini ve kendi haccı ile beraber altı yüz bin
kişinin ibadetinin kabul edildiğini de haber vererek, ‘Bana nasıl hayırlı bir
amel işlediğini anlat.’ dedim. O da anlattı:
- ‘Ben ayakkabı tamircisiyim. Otuz seneden beri hacca gitmeyi arzu
ederdim. Bu işimden otuz senede üç yüz dirhem gümüş biriktirdim. Bu sene hacca
gidecektim. Hanımım hamileydi. Komşu evden yemek kokusu gelince, gidip onlardan
yemek istememi söyledi. Ben de öyle yaptım. Komşum ağlayarak şöyle dedi: ‘Ey
Ali b. Muvaffak, bizim bu yemeğimiz size helal olmaz. Çünkü üç gündür
çocuklarım bir şey yemediler. Bütün Şam’da bir iş bulamadım, kimse bana iş
vermedi. Ölü bir hayvan gördüm. Zaruret miktarınca ondan bir parça kesip
getirdim, çocuklara yemek pişiriyorum. Size helal olmaz.’
Bunu duyunca içime bir acı düştü. Hac için biriktirdiğim gümüşleri
getirip verdim ve ‘Bunu çocuklarına nafaka yap, haccımız bu olsun!’ dedim.”
Abdullah b. Mübarek duydukları üzerine;
-“Allah Tealâ, gerçek rüya gösterdi” buyurdu. [56]
Hazırlayan: Gültekin Kara
[2] Temel İlmihal Bilgileri, Şemseddin Bektaşoğlu,
Semerkand Yayınları.
[3] Temel İlmihal Bilgileri, Şemseddin Bektaşoğlu,
Semerkand Yayınları.
[4] Mehmet Işık, Hac Yalnızca Gezi mi?, Semerkand Dergisi,
Mart 2000.
[7] İbn Mâce, Menâsik 5; İbn Hibbân Sahîh, Nr. 4594;
Beyhakî, Şuabü’l-İmân, Nr. 4104.
[8] Temel İlmihal Bilgileri, Şemseddin Bektaşoğlu,
Semerkand Yayınları.
[12] Ebu Talip El-Mekki, Kalplerin Azığı, 1.Cilt.
[13] Mehmet Işık, Hac Yalnızca Gezi mi?, Semerkand Dergisi,
Mart 2000.
[14] Ahmet Safa, Hac: Mukaddes Çağrıya İcabet, Semerkand
Dergisi, Ağustos 2004.
[19] Buhari, Hac, 208; Müslim, Hac, 221-222; Ebu
Davud, Menasik, 79; Tirmizi, Hac, 95; İbnu Mace, Menasik, 45.
[20] Ebu Talib El-Mekki, Kalplerin Azığı, 3.Cilt.
[21] Buhari, Salat, 515; Müslim, Hac, 505, 506, 509;
İbnu Mace, Salat, 234; Nesai, Menasik, 124; Ahmed, Müsned, Iv, 5; İbnu Hıbban,
Sahih, No: 1620.
[22] Hadisin Mescid-İ Aksa İle İlgili Son Kısmı İçin
Bkz: İbnu Mace, İkame, 196; Ebu Ya’la, Müsned, No: 7088; Heysemi, Ez-Zevaid,
Iv, 7.
[23] Buhari, Savm, 67; Müslim, Hac, 415, Ebu Davud,
Menasik, 94; Tirmizi, Salat, 126, İbnu Mace, İkame, 196; Nesai, Mesacid, 10,
Darimi, Salat, 132.
[25] Bilal Demirsoy, O'nun Şefaatine Dualarla Ulaşmak,
Semerkand Dergisi, Ağustos 2001.
[30] Mehmet Ildırar, Hac Ve Umrenin Faziletleri
[31] Mehmet Işık, Hac Yalnızca Gezi mi?, Semerkand Dergisi,
Mart 2000.
[32] Mustafa Bahadıroğlu, Edeple Varan Lütufla Döner,
Semerkand Dergisi, Aralık 2006.
[33] Hülya Balçın, Kutsal Topraklara Gitmek İçin
Hazırlıklarınız Tamam mı?, Semerkand Aile Dergisi,
[35] Ebu Talip El-Mekki, Kalplerin Azığı, 3.Cilt.
[36] Muhammed Saki Erol, Allah'a Götüren Her İz
Mukaddestir, Semerkand Dergisi, Mart 2001.
[37] Hac Ve Kurban Ayındayız, Semerkand Dergisi, Mart 1999.
[38] Hüseyin Okur, Kâbe Tarihine Kısa Bir Bakış, Semerkand
Dergisi, Ocak 2005.
[39] Mustafa Bahadıroğlu, Edeple Varan Lütufla Döner,
Semerkand Dergisi, Aralık 2006.
[40] İmam-ı Gazli, İhya-u Ulumiddin, 2.Cilt.
[41] Bkz:
Tirmizi, Hac, 49, 113; Beyhaki, Sünen-İ Kübra, V, 75; Heysemi, Ez-Zevaid, Iıı,
242. Ayrıca Bkz: Abdürrezzak, Musannef,V,31-32.
[42] Buhari, Hac,
50; Müslim, Hac, 248-250; Ebu Davud, Menasik, 46; Tirmizi, Hac, 37; Nesai,
Menasik, 148; İbnu Mace, Menasik, 25.
[43] Bkz:
Tirmizi, Menakıb, 1. (Hadisin İlk Kısmı). Hadisin Tamamı İçin Bkz: İbnu Hıbban,
Sahih, No: 6899; Hakim, Müstedrek, II, 265-266.
[45] Ebu Talip El-Mekki, Kalplerin Azığı, 3.Cilt.
[46] İlgili Ayetin Meali Şöyledir:“ Hac
(ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda
cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah
onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva
(Allah'a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten
sakının.” Bakara, 197
[47] Vehbe Zuhaylî, İslam Fıkhi Ansiklopedisi, Iv,
108; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, S. 594
[55] Mehmet Ildırar, Hac Ve Umrenin Faziletleri Semerkand
Yayınları.
[56] Ahmet Alemdar, Cennetten Uzanan Dal, Semerkand
Dergisi, Ağustos 2007.
Yorumlar
Yorum Gönder